52 Dk.
1990'ların sonunda, güneşli Güney Fransa şehri Perpignan'ın huzurlu görüntüsünün ardında karanlık bir sır yatmaktadır. Polis teşkilatındaki ilk gününü yaşayan genç ve idealist dedektif, kariyerinin ve hayatının seyrini değiştirecek şok edici bir cinayet mahalline çağrılır. Tren istasyonu yakınlarında vahşice katledilmiş genç bir kadının cesedi, şehrin üzerine çökecek bir kâbusun sadece başlangıcıdır.
Kısa süre içinde benzer cinayetler ve esrarengiz kaybolma vakaları birbirini izler. Kurbanların hepsi istasyon civarında görülen genç kadınlardır. Medyanın "İstasyonun Kayıp Kızları" adını taktığı bu olaylar, Perpignan'da bir paranoya ve korku dalgası başlatır. Herkesin birbirinden şüphelendiği bu kasvetli atmosferde, genç dedektifimiz için dava kişisel bir saplantıya dönüşür.
Kanıtların yetersiz, teknolojinin sınırlı olduğu bir dönemde, tecrübeli ama kuşkucu amirlerinin gölgesi altında bu hayalet katilin peşine düşer. Yıllar geçer, mevsimler değişir, ancak katil arkasında hiçbir iz bırakmadan avlanmaya devam eder. Soruşturma defalarca duvara toslarken, ilk kaybolan kızın umudunu asla kaybetmeyen annesi gibi kurban yakınlarının acısı ve adalet arayışı, dedektifin içindeki ateşi harlar.
Bu amansız takip, dedektifin gençliğini, ideallerini ve kişisel hayatını yavaş yavaş tüketirken, adaletin bazen on yıllar süren sabırlı bir bekleyişin sonunda, en beklenmedik anda, unutulmuş bir delilin modern teknolojiyle yeniden hayat bulmasıyla gelebileceğini kanıtlayacak, nefes kesen bir gerilime dönüşür.